Bilim ve Teknik Dergisine Serbest Erişim

Bugünkü yazımızda; vergilerimizle finanse edilen bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK’ın yayınladığı Bilim ve Teknik dergisinin neden hâlâ serbest erişime açık olmadığı sorusunu soracağız. Dahası Bilim ve Teknik dergisinin aslında bütünüyle internetin dışında olduğunu öğrenip şaşıracağız, garip ama gerçek.

Sahi neden her isteyen Bilim ve Teknik’in web sitesine girip kırk küsur yıllık arşivinden dilediğince faydalanamıyor? Hem de bu derginin amacı kâr etmek değil de bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmakken. Elbette, yeni çıkan ve basılan sayıların masraflarını çıkarmaları gerekir, peki ya kırk yıllık arşivden de kâr edecek değiller ya. Zaten hem Raşit Gürdilek döneminde hem de “Darwin Sansürü”nün ardından bu arşivleri DVD’lere basıp dağıtmadılar mı? Raşit Gürdilek zamanında yapılan DVD kampanyasında dergi üç baskı yaparak 240.000 adet satmış, “Darwin Sansürü”nün ardındansa 500. sayı münasebetiyle DVD ekli sayı 100.000 adet basılmış. Bu 500. sayı ikinci baskı yaptı mı bilmiyorum. En iyi ihtimalle en azından 300.000 DVD ve sırf bu DVD yüzünden basılmış/alınmış o kadar dergi, korkunç bir kaynak israfı.

Doğrusu bu yüzer binlik DVD’li baskılar büyük bir sevinç dalgası yaratmış ve büyük bir hizmet olarak görülmüştü. Elbette hepiniz gibi ben de gittim aldım o DVD’li sayıyı, hem de bir DVD okuyucum bile yokken: Bulunsun, ne olur ne olmaz. Yıllar önce edindiğim bu DVD’yi ilk kez bu yazıyı yazmaya başladığımda inceledim. Hem de kopyasını aslı ne oldu kim bilir. Ve ara yüzü hiç mi hiç kullanıcı dostu bulmadım. En iyisi, içinden pdf dosyalarını ayırıp sabit diske atayım, en azından Google Desktop’la filan aratırız. Sormadan edemeyeceğim sizin DVD’niz nerede hatırlıyor musunuz, kaç kere kullanabildiniz? Nereye koyduğunuzu unuttuysanız ya da çizilip kullanılmaz hale geldiyse (ne olsa DVD) üzülmenize gerek yok, Rapidshare’de paylaşanları gördüm, oradan indirebilirsiniz.

TÜBİTAK, hâlâ her sene “kırk küsur + o yılın sayıları arşivi dağıtmayı düşünür mü bilemiyorum ama piyasanın doyması nedeniyle artık fazla ilgi görmeyeceğini varsayabiliriz, değil mi? Yine de bu hizmeti gerçekleştireceğiz derlerse bari en azından sadece o senenin sayılarının DVD’si verilebilir, hatta CD’ye bile sığar, biz ekleriz onları arşivimize. Gerçi CD’mi kaldı? USB bellekte verirlerse ben bile alırım ama…

Abartıyor muyum sizce? Hiç sanmıyorum. Bildiğiniz gibi Bilim ve Teknik’in online abonelik hizmeti var, yani kırk küsur yıllık tüm arşive online erişimek mümkün, tabii eğer aboneyseniz. Değilseniz DVD’den bakacaksınız artık. Peki bütün o yüz binlik baskıları ve DVD’leri satmak yerine, arşivi son yıl hariç herkesin serbest erişimine açsaydılar, daha iyi bir hizmet olmaz mıydı ve daha ucuza gelmez miydi? O yılın sayıları için de abonelik şartı getirir, dergiyi gene satardınız.

Yine de ve bir kamu kurumuna yakışmasa da hem sansasyonel hem de kâr getirici bir strateji izlemeyi tercih ederek -hem de iki kere- bu yolun izlendiğini kabul edelim. Artık bir üçüncünün-beşincinin etkisi o kadar fazla olmayacağına göre içinde bulunduğunuz yılın sayıları hariç dergi arşivini serbest erişime açmanın önünde bir engel göremiyorum, ben. Peki ya siz?

Bilim ve Teknik arşivine internet erişimi konusunda en şaşırtıcı gerçeği en sona sakladım. Hazır mısınız?

Bilim ve Teknik’in kırk yıllık arşivi googlebotlarına kapalı! Yani Google ya da bir başka arama motoruna girip, örneğin son günlerin en sansasyonel bilim kişisi “Craig Venter” hakkında bir arama yaptığınızda benim bu konuda taa 2004 yılında yazdığım yazıyı göremeyeceksiniz. Deneyin, lütfen çekinmeyin. Göremeyeceksiniz değil varlığından bile haberdar olmayacaksınız. Çünkü değil tam metin ve özet, yazının başlığını bile bulamayacaksınız. Bu durum, bütün arşivin her bir yazısı için de geçerli! Kısacası Bilim ve Teknik arşivi kuramsal olarak internette var ama pratikte,  bırakın ona ulaşmayı, varlığından haberdar olmanızın herhangi bir yolu yok!.. Arşivde arama yapmayı da mutlaka deneyin, çekinmeyin.

Bilim ve Teknik’in “serbest erişim de neymiş, parayı veren düdüğü çalar” zihniyetli, dar görüşlü, vizyonsuz, paragözlerce yönetilen bir şirketin elinde olduğunu varsayalım. Böylesi bir yönetimin, nasıl bir internet stratejisi izlemesini beklersiniz?

Zaten abonelerin internet erişimine açık olan arşivin googlebotlarca aramasına izin verilir ama serbest erişime izin verilmez, belki ilk paragraf tadımlık olarak sunulabilir. Türkçe internetin sığlığı içinde her bilimsel içerikli aramada arşivinizden sonuçlar muhtemelen ilk sayfada çıkardı, bilgiye aç okuyucular, web sitesi önünde kasap önündeki kedilere dönerlerdi, yazık. Abone sayısının ve derginin etkisinin kaça katlanabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Neyse ki Bilim ve Teknik dar görüşlü, vizyonsuz, paragöz bir şirketin elinde değil! Kendimi bir an çok liberal, çok Özal-vari hissettim, neyse… Reklam-tanıtım amaçlı azıcık ucundan koklatma bile yok, sakladık bulamazsınız var. Bilim ve Teknik tam anlamıyla internetin dışında! Peki ama neden?

Birinci DVD vakası zamanlarında epeydir merak ettiğim bu konuyu o zamanlar derginin internet işleriyle ilgilenen arkadaşlardan birine sorma fırsatı yakaladım. Aldığım cevap şuydu: “Bilgi İşlem Dairesi bir takım güvenlik gerekçeleriyle sıcak bakmıyor/istemiyor”. Enteresan. “Peki arşiv kurumsal sunucuların dışında ve güvenlik riski olmayacak başka bir sunucuya taşınsa?” diye sordum safça. O da olmazmış, niye bilmiyorum. Bundan benim çıkardığım sonuç şuydu: Bilgi fakiri ve sığ Türkçe internet için harika bir kaynak, tümüyle bürokratik nedenlerle, Toplum ve Bilim Dairesinin bile değil, tamamen ilgisiz “Sunucular Daire Başkanlığı”nın taş koyması nedeniyle erişimimize kapalı. Evet artık bu noktadan sonra tüm geçen yıllar boyunca arama sonuçlarınızda çıkmayan Bilim ve Teknik yazıları için yas tutabilirsiniz. Hani şu en başta hep Harun Yahya’nın çıktığı sonuçları diyorum.

Şimdi size bir soru: Aramalarda Bilim ve Teknik’ten sonuç çıkmamasının eksikliğini hiç hissetmediniz değil mi? Bir gariplik var burada demediniz hiç, neden? Birinci yanıt, Galaktik Cumhuriyet’in kibirli kütüphanecisinin yanıtına oldukça yakın: “Google arama sonuçlarında olmayan şey zaten yoktur!” Google’ın önümüze getirdiği arama sonuçlarını fazlaca sorgulamaz, elimizdekiyle yetinmeyi biliriz.

İkinciyse ki bunu daha önce de söylemiş olmalıyım;. Bilim ve Teknik’in kültürel yaşantımıza bir etkisi yoktur. Dergide çıkan bir yazı gündemimize nadiren girer, bu yüzden de eksikliğini hissetmeyiz. Bir kenara attıktan sonra bir daha hatırlamayacağımız DVD’ler dağıtmadığı ya da sansürlenmediği sürece aklımıza bile gelmez.

Bilim ve Teknik bir an önce sansasyonel haberlerin nesnesi değil adına yakışır yazılarıyla hatırlanmak isteyen bir dergi olmalıdır. Ülkemizde toplumla bilim arasında köprü kurabilecek, bilimsel tartışma gündemini belirleyebilecek bir derginin, TÜBİTAK yönetimi tarafından bir yük, bir baş ağrısı kaynağı olarak görülmesi ne acı…

TÜBİTAK’tan Bilim ve Teknik arşivini önce arama motorlarına sonra da Türkçe interneti zenginleştirmek üzere serbest erişime açmasını istesek, hatta kibarca rica edip lütfen desek bizi ciddiye alır mı? Ne dersiniz?

Dipnot: Bir kısmınız “serbest erişim” yerine “açık erişim” demeyi tercih edebilir, o da olur.

Yapay yaşam üzerine eski bir yazım

Craig Venter’in yapay yaşam çalışmaları üzerine, o ve ekibi henüz yolun başındayken bir yazı yazmıştım. Bilim ve Teknik’in Nisan 2004 sayısının kapak konusu olan bu yazıyı sizlerle paylaşayım dedim. Üzerinden epey zaman geçmiş olsa da yine de fikir vermesi açısından faydalı olabilir.

Aklınıza takılan kısımları ve eleştirilerinizi yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz. Konuyla ilgili gelecekteki yazılar için bana yol gösterici olur. Önümüzdeki bir-iki hafta içinde Venter ve ekibinin güncel sonuçları hakkında birşeyler karalamam mümkün görünmüyor, daha sonraki bir tarih için umutluyum ama yine de söz veremiyorum.

Not: Lütfen, yazının üstünde bir taraftan moleküllerin girip diğer tarafından insanların çıktığı fabrika çizimini dikkate almayın, yanlış anlamalara yol açabilecek bu çizimin yazıya eklenmesinde herhangi bir dahlim yoktur.

İyi okumalar

Yapay Yasam – Gulsacan – 2004

Darwin Gününüz kutlu olsun…

Bugün Charles Darwin’in doğum günü… Küçük Bobby bundan 201 yıl önce bugün 12 Şubat 1809’da İngiltere’de hayata gözlerini açtı. Ne hayat ama! Charles Darwin’in doğum günü dünyada 1990’ların başından bu yana, her yıl düzenli olarak Darwin Günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de de, bildiğim kadarıyla, ilk Darwin Günü etkinliklerini, 2006 yılında Evrim Çalışma Grubu‘yla düzenlemiştik. Doğumunun 200. yılı nedeniyle 2009′un Darwin Yılı ilan edilmesiyle, geçen yıl pek çok etkinlik gerçekleştirildi. Türkiye’deki Darwin Yılı etkinliklerinin benim tahmin ettiğimden çok daha fazla ve yaygın olduğunu da belirtmeliyim. Hem Türkiye’nin pek çok farklı yerinde birçok etkinlik yapıldı, hem de Darwin ve evrim kuramıyla ilgili çok sayıda yeni yayın çıktı. Bu etkinliklerin bir bölümüne Evrim Çalışkanları‘nın bloğundan göz atabilirsiniz. Özetle, Darwin Yılı’nın evrim kuramının tanınması, anlaşılması ve evrimsel biyolojiyle ilgilenen genç yaşambilimciler açısından çok faydalı olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette bunun devamını getirmek gerekiyor. Darwin Yılı’nın kutlanmasında ve öncesinde Türkiye’de evrim ve bilim içerikli çalışmalara en büyük katkıyı yapan kuruluşlardan biri olan ÜKD, Evrim Sürüyor Çalışma Grubu’yla kendi çalışmalarının süreceğinin işaretini verdi. Grubun gelecekteki etkinliklerini görmek için sitelerine mutlaka göz atın.

2009 yılıyla yakalanan ivmenin korunması için benim de bir önerim olacak, aslında bundan üç dört yıl önce yaptığım bir öneriyi tekrarlayacağım. O zamanlar Darwin Yılı gelecekti, şimdi geçti ve önümüzdeki bir elli yıl daha olmayacak. Ancak her yılda en az bir Darwin Günü var. O da bugündü ve o da geçti. Hatta elimi çabuk tutmazsam bu yazı da bir sonraki güne kalacak.

Darwin Günü, Darwin’in adında evrimi ve bilimi hatırlamak için bir vesile, DarwinDay.Org sitesinin etkinlikler listesine bakarsanız, pek az kişinin bugüne sadık kaldığını görebilirsiniz. Biz de daha önce yaptığımız etkinliklerin hiçbirini 12 Şubat’a denk getirememiştik. Bunun temel sorumlusu şubat ayının yarıyıl tatiline denk gelmesi, 12 Şubat’ın Sevgililer Günü’ne çok yakın olmasının da bir etkisi vardır belki, kim bilir? Darwin Günü etkinlikleri için uygun bir diğer gün de 24 Kasım, Türlerin Kökeni’nin yayınlanış tarihi, bir diğer olası ancak nadiren seçilen tarihse 1858 yılında Darwin ve Wallace’ın bildirilerinin birlikte okunduğu 1 Temmuz tarihi ki Türkiye için neredeyse imkansız bir tarih.

Türkiye’de Darwin Günü için, bence, olası ve oldukça da anlamlı bir başka gün daha var: TÜBİTAK’ın Darwin’i sansürlediği gün… Mart ayının ilk on gününden biri ancak hangisi tam bilemiyorum. Bu olayı her yıl hatırlamayı seçip, bunu Türkiye’nin özel Darwin Günü olarak belirleyebilir miyiz sizce? Hem Mart ayı etkinlikler için oldukça uygun bir zaman dilimi.

Bütün bu tarihler bir yana ki aslında o kadar da önemli değil, bence Türkiye’de Darwin Günü’nün yapılmadığı üniversite, biyoloji bölümü bırakmamak çok daha önemli bir hedef. Başta üniversitelerin fen fakülteleri, bilim ve biyoloji kulüpleri olmak üzere,  bu konuda duyarlı herkese büyük bir sorumluluk düşüyor. Son birkaç yıl içinde Darwin Günü düzenleyen pek çok üniversite, öğrenci kulübü, dernek ve sendika oldu. Bu kuruluşların kendi deneyimlerini yardım isteyen herkese severek aktaracağından şüphem yok.

Bundan sadece dört yıl önceki “Darwin Günü düzenleyelim mi, nasıl düzenleyelim, yapılabilir mi?” temalı toplantılarımızı hatırlıyorum da üzerinden on yıllar geçmiş gibi. Ancak henüz bu tartışmaların yapılmadığı, yapılmasının akla gelmediği üniversitelerimiz var. 12 Eylül’ün gölgesinde kristalize olup, o ya da bu şekilde korku içinde donakalmış üniversitelerimiz. Bütün o atalet içinde hareket ve değişim imkansızmış ve ancak felaketle sonuçlanırmış gibi geliyor.

Her neyse bunlar üzerine daha çok konuşur, tartışırız. Sözün özü Türkiye’de evrim kuramının tartışılmadığı ya da en azından şimdilik tartışılmasının tartışılmadığı yaşam bilimleriyle ilgili akademik bir birim kalmaması için çaba sarf etmeliyiz. Darwin Yılı bunun için iyi bir başlangıç oldu, devamı gelmeli.

Bu küçük Darwin Günü hediyesi de NSF’den sizin için gelsin. Evolution of Evolution

Darwin’i Anlamak

Yüz elli yılın ardından beş yüz sayfalık ‘Türlerin Kökeni’ni okumak biyoloji öğrencileri için bile güç bir iştir. Anlamları değişen kavramlar, o zaman bilinmeyen bugün evrim deyince olmazsa olmaz unsurlar ya da bugün artık unutulan o zamanın tartışma konuları kitabın anlaşılmasını güçleştirir. ‘Türlerin Kökeni Resimli Uyarlama‘ ile ‘Türlerin Kökeni‘yle aramızdaki 150 yıllık zaman farkı bir miktar giderilmeye çalışılmış.

Darwin’i özel yapan nedir?

Evrim fikri ilk kez Darwin tarafından ortaya atılmadıysa ve evrim kuramı bugün Darwin’in ilk ortaya attığı halinden çok farklıysa neden evrim deyince ilk aklımıza gelen isim onunki? Onu evrimcilerin gözünde bir kahraman, evrim karşıtları içinse bir düşman haline getiren nedir?

Devamı için –> Radikal Kitap, Çizgi Çizgi Darwin

PS-1: Bir süredir Acâib-i Âlem’i ihmal ettiğimin farkındayım, tek neden bu olmasa da ilk mazaret olarak bu kitap çalışmasını öner sürmek istiyorum. Umarım bir daha bu kadar uzun süren boşluklar olmayacak.

PS-2: Artık Acâib-i Âlem’deki yeni yazılardan e-posta aracılığıyla haberdar olabilirsiniz, hemen sağ üstteki forma e-posta adresinizi girin. Yeni yazılar posta kutunuza gelsin.

Karakulak Türkiye’de ikinci kez görüntülendi

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Anıl Soyumert, Alper Ertürk, Yasin İlemin on beş yıl aradan sonra Türkiye’de,  ikinci kez bir karakulak (Caracal caracal) görüntülemeyi başardılar.

Evrim Çalışkanları Bloguna yazdığım kısa haberi şuradan okuyabilirsiniz. Yakında zamanda Anıl’la çalışma hakkında daha ayrıntılı bir konuşma yapmayı planlıyorum. Acaib-i Alem’i izlemeye devam edin.

Şimdilik Anıl, Alper ve Yasin et al’a tebrikler, karakulağa da çok yaşa demekle yetinelim.

karakulak