Aylık Arşiv: Temmuz 2009

TÜBİTAK Adnan Oktar’ın Aradığı Ara Formu Bulmuş

kilcik

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart sayısının sansürlenmesiyle başlayan süreci hepimiz yakından izledik. Haziran ayında Bilim ve Teknik evrim kuramıyla ilgili bir dosya hazırlayıp bunu kapak yapınca genel bir memnuniyet havası oluştu. Ancak bu sayının genel ve ayrıntılı bir değerlendirmesi bildiğim kadarıyla henüz yapılmadı. Biraz gecikmiş olsam da bu vakte kadar yapılmadığından bu ayrıntılı incelemeyi yapma sorumluluğundan kaçınamadım.

Devamı için BiaMag

İncelemenin İkinci bölümü için tıklayın

Açık Radyo’da Darwin Yılı ve Türkiye üzerine konuştuk

Geçtiğimiz çarşamba (8 Temmuz) Açık Radyo‘da İlksen Mavituna’nın hazırlayıp sunduğu Yaşamın Tüm Çeşitliliği programında Bianet Bağımsız İletişim Ağı için hazırladığım “Hassas” Bir Konu: Darwin yazı dizisi üzerine konuştuk. İzlemek isteyenlerce için Yaşamın Tüm Çeşitliliği programı her Çarşamba akşamı 19:30′da yayınlanıyor.

Programın tamamını buradan dinleyebilirsiniz.

Ses kaydı için Açık Radyo’ya, bunu bloğa nasıl koyacağım şimdi “know how”ı için Hakan, Onur ve Arpat’a teşekkürler.

Soay Koyunları ve İklim Değişimi

Dr. Arpat Özgül’ünScience’ta yayınlanan araştırma sonuçları büyük ilgi topladı. Dr. Özgül ve çalışma arkadaşları bu çalışmayla ilk kez ekolojik ve evrimsel süreçlerin karmaşık etkilerinin bileşenlerine ayrıştırılarak incelendiğini bildiriyorlar.

İskoçya açıklarındaki St. Kilda takımadalarından biri olan Hirta Adası’nda yaşayan yabanileşmiş bir evcil koyun soyu olan Soay koyununun boyutlarının son 24 yılda yüzde beş oranın da küçüldüğü önceden yapılan araştırmalarla fark edilmiş ancak nedenleri anlaşılamamıştı.

blackwhite

Bu koyunlarda büyük boya sahip olmanin evrimsel açıdan avantajlı oldugu gosterilmis. Daha büyük bireylerin hayatta kalma ve çoğalma ihtimali daha fazladır, beden büyüklüğü de kalıtsal bir özellik olduğundan koyunların boyutların nesilden nesile artması beklenir. Peki Hirta Adası’nın Soay koyunları neden büyümek yerine küçülüyorlardı? Özgül’ün çalışması Soay koyunlarının boyutlarındaki küçülmenin nedeninin küresel iklim değişimi olduğunu gösteriyor.

Küresel ısınma sonucu eskiye göre daha ılıman geçmeye başlayan kış ayları hayat şartlarını kolaylaştırmış. Besin değeri yüksek otlar daha uzun süre toprakta kalırken, bir çok koyunun ölümüne sebep olan aşırı kış soğukları da azalmış. Kış aylarının daha sert geçtiği geçmiş yıllarda yeni doğan bir kuzunun hayatının ilk kışını atlatabilmesi için özellikle doğumdan sonraki 4-5 ay içinde hızlı bir şekilde büyümesi gerekiyormuş.

Kuzuların büyümesini yavaşlatan bir başka unsur da adadaki koyun sayısının artarak taşıma kapasitesine ulaşmış olması. Hayatta kalma koşullarının iyileşmesiyle artan birey sayısı adada koyun başına düşen ot miktarının azalmasına, kuzuların daha yavaş büyümesine yol açmış.

Bu iki unsur, yani küçük koyunların yaşam şansının artması ve ot kıtlığı nedeniyle kuzuların yavaş gelişmesi, koyun boyutundaki küçülmenin çevresel nedenlerini oluşturuyor. Hayatta kalma olasılıkları artan yavaş büyüyen kuzular ileriki yıllarda küçük erişikinlere dönüşüyorlar. Araştırma ekibi bir yavru kuzunun ağırlığını belirleyen önemli etkenlerden birinin de anne koyunun yaşı olduğunu bulmuş. Genç anneler henüz erişkin boya ulaşamadıklarından ortalamadan daha ufak kuzular doğuruyor.

küpe

Bu sonuçlara ulaşmanın kolay olmadığını söyleyen Dr. Arpat Özgül, Soay koyunlarının üzerlerinde uzun-süreli ekolojik araştırma yapılan ender memelilerden olduğunu belirtiyor. Bu son çalışma da Hirta adasında yaşayan yüzlerce bireyden 24 yıl boyunca toplanan veriler kullanılmış. Adada ki her koyun yılda en az bir kez yakalanıp, boyu ve kilosu ölçülmüş, gen örnekleri alınmış. Bu demografik veriler sayesine her bireyin hayatındaki önemli kilometre taşları (doğum tarihi, ilk kez kaç yaşında yavruladığı, her yıl kaç kuzu yavruladığı, hangi yıl öldüğü) belgelenmiş. Gözlemlenen değişimi, evrimsel ve ekolojik bileşenlerine ayırmak için detaylı bir matematiksel analiz yöntemi geliştirilmiş.

Arpat Özgül ve çalışma arkadaşlarının bu araştırması bir kaç yıllık zaman dilimi içinde evrimsel ve ekolojik süreçlerin nasıl iç içe geçtiğini açık bir şekilde sergiliyor. İnsan veya doğal kaynaklı çevresel değişimin yaban hayatı popülasyonlarını kısa bir süre içinde ve ne derecede etkileyebileceğine dair ilginç bir örnek sunuyor.

Dr. Arpat Özgül’ün de üyesi olduğu Evrim Çalışkanları bloğundan, çalışmanın Science dergisi tarafından yayımlanan Türkçe basın duyurusunun tam metnine ulaşabiliriz. Evrim Çalışkanları Arpat Özgül’le yaptıkları bir söyleşinin de yakında bloglarında yer alacağını duyuruyorlar.

Biyografi: Dr. Arpat Özgül, akademik kariyerine Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde başlar; ancak, kısa sürede Jeolog anne-babasının izine geri döner. Yüksek Lisans çalışmasını Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde Kuzeybatı Türkiye yarasalarının ekolojisi üzerine yaptıktan sonra, doktora çalışmasını Florida Üniversitesi’nde popülasyon ekolojisi üzerine yapar. Şu anda araştırma görevlisi olarak çalıştığı Imperial College London’da ise evrimsel demografi üzerine çalışıyor. Özgül’ün çalıştığı türler arasında Soay koyunu, kızıl geyik, yersincabı, marmot, mirket ve uyuzböceği var.

Bianet’te İklim Değişikliği ve Küçülen Koyunların Sırrı” başlığıyla yayınlamıştır.

“Hassas” Bir Konu: Darwin

Bu yıl, Charles Darwin’in 200. yaşgünü tüm dünyada Evrim Kuramı etrafında örülmüş etkinliklerle kutlanıyor. Murat Gülsaçan, 20 üniversitenin biyoloji bölümü öğretim üyeleriyle konuştu. Yazı dizisinin ilki “Akademi İçin Darwin Hassas Bir Konu” başlıklıydı. İkinci yazıda Bilim Teknik’in Darwin kapağına sansür tartışması üzerine görüşler; üçüncüsü öğretim üyelerinin biyoloji müfredatı ve Yaratılışçılığın müfredata girmesi üzerine görüşleri, dördüncüsü Adnan Oktar ve yaradılışçılık üzerine değerlendirmeler, beşincisiyse üniversitelerin Darwin Yılı’yla ilgili etkinlikleri üzerineydi.

Yazı dizisinin bu son bölümünde Gülsaçan yaptığı görüşmeler üzerinden genel olarak Türkiye’de üniversitenin Evrim Teorisi’ne yaklaşımını değerlendidiriyor.

Öğretim üyelerinin sorulara verdiği yanıtlar Türkiye akademisini yakından tanıyanlar için şaşırtıcı olmasa da, Türkiye’de evrim karşıtlığı sorununda akademinin durumunu açık seçik göstermesi açısından önemli…

Ancak genel manzarayı iyi bir şekilde tasvir etmek için yanıtlara yansımayan iki önemli noktanın daha üzerinde durmamız gerekiyor.

Bunlardan ilki, soruları yanıtlayan ya da yanıtlamayan öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun “Darwin ve evrim kuramı” sözcüklerini duyar duymaz içine girdikleri ruh durumu. Aldığım yanıtlardan pek azı beni şaşırtsa da bu genel ruh durumunu hissetmekten rahatsızlık duyduğumu belirtmeliyim. Bu çalışma sırasında bana çok şey öğreten bu kaygılı sesleri, uzun duraklamaları, “Nereden çıktı şimdi bu?” ve “Neden ben?” diyen,  zaman zaman öfkeli tavırları anlatabilmem ne kadar mümkün bilmiyorum.

Pek çok öğretim üyesi evrim kuramını “hassas”, “nazik” ya da “telefonda konuşulmayacak” bir konu olarak tanımlarken kuramın derslerde ya da kamuya açık ortamlarda sağlıklı bir şekilde tartışılması nasıl bekleriz? Türkiye’de evrim karşıtlığı sorununa bir çözüm bulmak istiyorsak bu gerilimi düşürmenin yollarını aramamızın zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bu gerilimi biraz olsun yansıtacağını düşündüğüm pek çokları içinden birkaç örnek:

Köklü bir üniversitenin biyoloji bölüm başkanı:

    “Tamam fikri olmak başka ama üniversitede her önümüze gelene, her fikri söyleme yetkimiz yok. Yani bizim bir konuşma yapmadan önce talebiniz olur, iletirsiniz yazılı veya sözlü, yetki verirlerse biz çıkıp demeç veririz. Yoksa onun dışında herkes çıkıp burada demeç veremiyor üniversitede. Veren de kendi sorumluluğuna katlanır ona bir şey diyemem.”

Bir başka köklü üniversitenin biyoloji bölüm başkanı:

    “Hayır efendim. İstanbul’dan haber kanalıyla Darwin hakkındaki görüşlerimi siz ne yapacaksınız? Niye soruyorsunuz yani niye merak ediyorsunuz? … Haber mi yapacaksınız? …Haber değeri var mı bunun?”

Bir başka önemli üniversitemizin biyoloji bölüm başkanı:

    “Valla bu konuda hiç bir görüşüm yok. Yani kusura bakmayın (Gülerek)… …Biyoloji profesörüyüm ama Darwin konusunda çok ters anlatımlar oluyor. Herkes kafasına göre bir şeyler söylüyor. Kafalarına göre açıklama yapıyorlar. Ben o tip şeylere girmek istemiyorum.”

Bir biyoloji bölüm başkanı tarafından yönlendirildiğim köklü bir üniversitemizin evrim dersleri veren öğretim üyesi:

    “Çok hassas bir konu biliyor musunuz, yanlış bir şey söylemek istemiyorum… Korku imparatorluğu oldu, kimse sesini çıkarıp bir şey diyemiyor. …Bazı şeylere insanlar çekiniyorlar, ben de bunlardan biriyim. Her şeyi açıkça söyleyemiyorsunuz. İnsanların başına neler geldiğini az çok görüyorsunuz.”

Bu durumun münferit ya da tesadüfi olduğunu düşünmüyorum. Belirli bir görüşten insanlara özgü bir durumda değil. Bu ruh halinin tüm akademiye yayılmış olduğunu söyleyebilirim. Bu korku ve çekincelerinde ne kadar haklıdırlar, ayrı bir tartışmanın konusu.

Üzerinde durulması gereken bir diğer motif de uzmana yönlendirme: Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Demirsoy birkaç kez sorularımızı cevaplayabilecek uzman olarak adres gösterildi. Eğer bölümlerde konuyla ilgili biri varsa doğrudan onlara yönlendirildim. “Bizim bölümde bu konuyla ilgili kimse yok” yanıtını da almadım değil.

Örneğin:

    “Ben bu konuda size çok ciddi bir adres verebilir miyim? Hoca’nın (Ali Demirsoy) hiçbir çekincesi yok. Her yerde her şeyi aşmış. Kimseye minneti olmayan. Bizler (kendisi doçent) akademik hayatın başında olan insanlarız.”

ya da

    “Şimdi ben evrim uzmanı değilim, biyolog olabilirim ancak kendi konumla ilgili çalışıyorum. Evrimle ilgili çalışan arkadaşlarımız var, hocalarımız var değişik üniversitelerde daha uzman kişiler, onlarla bu konuları görüşmek daha sağlıklı sonuçlar doğurabilir.”

Gazete köşelerinde evrim kuramı hakkında ahkam kesen köşecileri düşününce “Bu konuda uzman değilim” diyen biyoloji profesörlerinin durumu daha da ironik bir hale geliyor.

Bu durumu evrim konusunda uzun zamandır etkin olan iki akademisyene de sordum, Ali Demirsoy’a ulaşamadık.

ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence: Bir kere evrim kuramı biyolojinin temeli, benim uzmanlık alanım değil demek bence olacak şey değil. Bir insan kendi disiplinin temeli olan bir kurama benim uzmanlık alanım değil derse, o zaman ne denilebilir? MEB izlediği eğitim programları ile Amerika’da Hıristiyan köktendincilerinden ithal edilmiş olan yaratılışçılığa destek veriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nda bakan değişimiyle bu yanlış politikadan dönülmesini dilerim. Araştırma projeleri olabilir.O nedenle de Darwin konusunda konuşurlarsa sonuçta zarar göreceklerini düşünüyor olabilirler.

TÜBİTAK’ın desteklemediği projeler desteklenseydi şu anda uluslar arası alanda çok daha iyi bir konumda olurduk. Bir bilim insanı’nın birincil görevinin her koşulda gördüğü yanlışlıkları eleştirerek, doğru bildiği yolu göstermek olmalıdır. İktidarlar bu eleştirilere göre ülkeyi yönetmek durumundadırlar. Demokrasilerde bu böyledir. Oysa ülkemizde eleştirenler hiç kabul görmüyorlar. Ben en çok şunun için üzülüyorum. Deneyim ve birikimlerden yararlanılacağına, bunlar bir kenara itiliyor. Dünya’da evrim konusunda her yıl binlerce araştırma ve yayın yapılıyor. Türkiye bu konuda araştırma ve yayın yapan ülkelerin çok gerisinde. Oysa evrim kuramı geliştirdiği teknolojilerle günlük yaşamımıza girmiş durumda. Hem bilimi reddedip hem de onun nimetlerinden yararlanabilmek uzun vadede sürdürülebilir değildir.

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy: 12 Eylül darbesi büyük sekte vurdu üniversitelere her şeyden önce, üniversitelerin içi son derece boşaldı. Şimdi bir akademisyenin yaptığı meslekle ilişkisinin para kazanmak veya pozisyon elde etmekten çok çok öte de bir yerde duruyor olması lazım. Dolayısıyla üniversite maalesef Türkiye’de anlamını içerik olarak yitirmiş durumda. Üniversiteyi, üniversite yapan özgür düşüncenin, bilimsel olarak bakabilmenin bütün sütunları sanki yıkılmış gibi gözüküyor. Bir de tabii ki bu evrim konusu çok nazik bir konu olarak kabul ediliyor: Dini inançlar meselesinden bahsediyorum. Aslında durum böyle değil: evrim karşıtları bu noktaya çekmek isteseler de durum böyle değil. Dolayısıyla bilim insanlarının, bilimin pozisyonunu başkalarına aktarmak özellikle popüler olarak aktarmak kaygısının öncelikli olması lazım. Ara kadroların, eğitim bilimcilerin, evrimsel biyologların evrimin ne olduğunu, bilinçlendirerek aktarması lazım insanlara. Tabii öğretim üyelerinin bu ataleti bence Türkiye’deki üniversite içeriğinin ataletiyle çakışıyor zaten. Dolayısıyla TÜBİTAK’ta kapak değiştirilir, Adnan Oktar kitap basar ancak en vahim şey. Bence onlardan çok daha vahim olan şey üniversitenin maalesef bu tür bilim düşmanlığına karşı sağlam, olması gereken bir duruşu sergilemek yerine sessiz kalması.

Bianet Bağlantısı