Darwin yılında Türkiye’de tahminlerimin ötesinde pek çok etkinlik yapıldı ve planlanmış pek çok başka etkinlik var. Sivil toplum örgütleri ve bilim insanlarınca oluşturulan Darwin Yılı Oluşumu bu etkinliklerin düzenlenmesine ön ayak oluyor. Ancak web sitelerinden de anlaşılacağı gibi bu etkinliklerin duyurulmasında, basının ilgisine rağmen, bir zafiyet yaşandığı aşikar. Şimdiye kadar yapılmış etkinlikler hakkında en kapsamlı listeye Evrim Çalışkanları‘nın blogundan ulaşabilirsiniz. TÜBA’nın web sitesinde de bu konuda bir duyuru var.
Görüşlerini aldığımız üniversitelerde Tabipler Odası, Eğitim-Sen ve öğrenci kulüplerinin talebi ya da desteğiyle de etkinlikler düzenlenmiş, Çukurova ve Ege Üniversitesi örneklerinin de gösterdiği gibi tıp fakülteleri de Darwin Yılı kutlamalarında faaliyet gösteriyorlar. Yine üniversite üniversite gezip konferans ve söyleşilere katılan öğretim üyelerinin varlığına işaret etmeli. British Council’ün Türkiye’yi dolaşan Darwin Now sergisine de bu etkinlikler kapsamında değinmeliyiz.
Yine de bu yıl içinde etkinlik planlamayan biyoloji bölümleri de yok değil.
Öğretim üyelerine şöyle sorduk: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de çeşitli etkinlikler yapılıyor. Sizin üniversitenizde yapılan ya da planlanan her hangi bir etkinlik var mı?












Şimdi, “…biz teoriler üzerine pek düşünmüyoruz” diyen birinin aynı zamanda, birinin yazdığı makale referans oluyor da niye kutsal kitaplar olamıyor, demesi kendi içinde tutarlı bir cehalet içeriyor, o ayrı ama aynı kişinin bir doğa biliminde profesör olabilmesi çok şaşırtıcı… Türkiye’de değil aslında.
Bu da gösteriyor ki sorunun bir ölçüde biyoloji bilgisiyle ilgisi var ama daha çok bilimin ne olduğunu, en azından ne olmadığını bilmekle ilgisi var. Yani az da olsa bilim tarihi ve felsefesi bilmek gerekiyor, meseleyi doğru kavrayabilmek için, sanırım. Çok temel bir şey; bilimsel teoriler değişkendir. Asla yanlışlanamayan bir görüş bilimsel değildir. Bilimsel bir teori yanlışlanabilmeli; (ki “bilimsel teori” asla, hiçbir kesinliği olmayan birtakım görüşler, spekülasyonlar vb. anlamlara gelmez, burada kastedilen ilkece yanlışlanabilir olması) hatta bilim tarihinde görüyoruz, yanlışlanan teoriler var (tabii ki dini inançlar tarafından değil, başka bir bilimsel teori tarafından).
Yaratılışçılığın yanlışlanabilirliği…? Bilimsel ise mümkün olmalı. Peki bir kutsal kitabın söylediğini yanlışlamak…? Başta yaratılışçıların buna karşı çıkacağına eminim (şimdi yaptıkları gibi; hatta sözün yetmediği yerde başka yöntemlerle… bakınız engizisyon mahkemeleri).
Bir kitabın fiziksel ağırlığını ciddiyetine gösterge saymadıklarından olsa gerek; bildiğim kadarıyla yurtdışındaki yaratılışçılar en azından daha usturuplular. “Tek tek mutasyonlar yaratılmıştır o zaman” deme noktasına kadar geri çekilmek durumunda kaldılar. Bizde böyle bir şeye ihtiyaç yok çünkü üç beş biyoloji bilen ve hiç bilim felsefesi bilmeyen insanlar bu konularda konuşuyor. (Pardon… felsefe dediğimiz zaten tanrı kanıtlarından ibaretti değil mi…) Ben akademisyenim, ben şuyum, buyum gibi birtakım unvanlara sığınma ihtiyacı da bundan kaynaklanıyor olmalı; söylenen yerine söyleyene dikkat çekmek, söyleneni söyleyenin unvanıyla kaale alınır kılmak için… hem de profesör olabilenlerin söyledikleri böyleyken…