Darwin Gününüz kutlu olsun…

12 02 2010

Bugün Charles Darwin’in doğum günü… Küçük Bobby bundan 201 yıl önce bugün 12 Şubat 1809’da İngiltere’de hayata gözlerini açtı. Ne hayat ama! Charles Darwin’in doğum günü dünyada 1990’ların başından bu yana, her yıl düzenli olarak Darwin Günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de de, bildiğim kadarıyla, ilk Darwin Günü etkinliklerini, 2006 yılında Evrim Çalışma Grubu‘yla düzenlemiştik. Doğumunun 200. yılı nedeniyle 2009′un Darwin Yılı ilan edilmesiyle, geçen yıl pek çok etkinlik gerçekleştirildi. Türkiye’deki Darwin Yılı etkinliklerinin benim tahmin ettiğimden çok daha fazla ve yaygın olduğunu da belirtmeliyim. Hem Türkiye’nin pek çok farklı yerinde birçok etkinlik yapıldı, hem de Darwin ve evrim kuramıyla ilgili çok sayıda yeni yayın çıktı. Bu etkinliklerin bir bölümüne Evrim Çalışkanları‘nın bloğundan göz atabilirsiniz. Özetle, Darwin Yılı’nın evrim kuramının tanınması, anlaşılması ve evrimsel biyolojiyle ilgilenen genç yaşambilimciler açısından çok faydalı olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette bunun devamını getirmek gerekiyor. Darwin Yılı’nın kutlanmasında ve öncesinde Türkiye’de evrim ve bilim içerikli çalışmalara en büyük katkıyı yapan kuruluşlardan biri olan ÜKD, Evrim Sürüyor Çalışma Grubu’yla kendi çalışmalarının süreceğinin işaretini verdi. Grubun gelecekteki etkinliklerini görmek için sitelerine mutlaka göz atın.

2009 yılıyla yakalanan ivmenin korunması için benim de bir önerim olacak, aslında bundan üç dört yıl önce yaptığım bir öneriyi tekrarlayacağım. O zamanlar Darwin Yılı gelecekti, şimdi geçti ve önümüzdeki bir elli yıl daha olmayacak. Ancak her yılda en az bir Darwin Günü var. O da bugündü ve o da geçti. Hatta elimi çabuk tutmazsam bu yazı da bir sonraki güne kalacak.

Darwin Günü, Darwin’in adında evrimi ve bilimi hatırlamak için bir vesile, DarwinDay.Org sitesinin etkinlikler listesine bakarsanız, pek az kişinin bugüne sadık kaldığını görebilirsiniz. Biz de daha önce yaptığımız etkinliklerin hiçbirini 12 Şubat’a denk getirememiştik. Bunun temel sorumlusu şubat ayının yarıyıl tatiline denk gelmesi, 12 Şubat’ın Sevgililer Günü’ne çok yakın olmasının da bir etkisi vardır belki, kim bilir? Darwin Günü etkinlikleri için uygun bir diğer gün de 24 Kasım, Türlerin Kökeni’nin yayınlanış tarihi, bir diğer olası ancak nadiren seçilen tarihse 1858 yılında Darwin ve Wallace’ın bildirilerinin birlikte okunduğu 1 Temmuz tarihi ki Türkiye için neredeyse imkansız bir tarih.

Türkiye’de Darwin Günü için, bence, olası ve oldukça da anlamlı bir başka gün daha var: TÜBİTAK’ın Darwin’i sansürlediği gün… Mart ayının ilk on gününden biri ancak hangisi tam bilemiyorum. Bu olayı her yıl hatırlamayı seçip, bunu Türkiye’nin özel Darwin Günü olarak belirleyebilir miyiz sizce? Hem Mart ayı etkinlikler için oldukça uygun bir zaman dilimi.

Bütün bu tarihler bir yana ki aslında o kadar da önemli değil, bence Türkiye’de Darwin Günü’nün yapılmadığı üniversite, biyoloji bölümü bırakmamak çok daha önemli bir hedef. Başta üniversitelerin fen fakülteleri, bilim ve biyoloji kulüpleri olmak üzere,  bu konuda duyarlı herkese büyük bir sorumluluk düşüyor. Son birkaç yıl içinde Darwin Günü düzenleyen pek çok üniversite, öğrenci kulübü, dernek ve sendika oldu. Bu kuruluşların kendi deneyimlerini yardım isteyen herkese severek aktaracağından şüphem yok.

Bundan sadece dört yıl önceki “Darwin Günü düzenleyelim mi, nasıl düzenleyelim, yapılabilir mi?” temalı toplantılarımızı hatırlıyorum da üzerinden on yıllar geçmiş gibi. Ancak henüz bu tartışmaların yapılmadığı, yapılmasının akla gelmediği üniversitelerimiz var. 12 Eylül’ün gölgesinde kristalize olup, o ya da bu şekilde korku içinde donakalmış üniversitelerimiz. Bütün o atalet içinde hareket ve değişim imkansızmış ve ancak felaketle sonuçlanırmış gibi geliyor.

Her neyse bunlar üzerine daha çok konuşur, tartışırız. Sözün özü Türkiye’de evrim kuramının tartışılmadığı ya da en azından şimdilik tartışılmasının tartışılmadığı yaşam bilimleriyle ilgili akademik bir birim kalmaması için çaba sarf etmeliyiz. Darwin Yılı bunun için iyi bir başlangıç oldu, devamı gelmeli.

Bu küçük Darwin Günü hediyesi de NSF’den sizin için gelsin. Evolution of Evolution





Darwin’i Anlamak

9 12 2009

Yüz elli yılın ardından beş yüz sayfalık ‘Türlerin Kökeni’ni okumak biyoloji öğrencileri için bile güç bir iştir. Anlamları değişen kavramlar, o zaman bilinmeyen bugün evrim deyince olmazsa olmaz unsurlar ya da bugün artık unutulan o zamanın tartışma konuları kitabın anlaşılmasını güçleştirir. ‘Türlerin Kökeni Resimli Uyarlama‘ ile ‘Türlerin Kökeni‘yle aramızdaki 150 yıllık zaman farkı bir miktar giderilmeye çalışılmış.

Darwin’i özel yapan nedir?

Evrim fikri ilk kez Darwin tarafından ortaya atılmadıysa ve evrim kuramı bugün Darwin’in ilk ortaya attığı halinden çok farklıysa neden evrim deyince ilk aklımıza gelen isim onunki? Onu evrimcilerin gözünde bir kahraman, evrim karşıtları içinse bir düşman haline getiren nedir?

Devamı için –> Radikal Kitap, Çizgi Çizgi Darwin

PS-1: Bir süredir Acâib-i Âlem’i ihmal ettiğimin farkındayım, tek neden bu olmasa da ilk mazaret olarak bu kitap çalışmasını öner sürmek istiyorum. Umarım bir daha bu kadar uzun süren boşluklar olmayacak.

PS-2: Artık Acâib-i Âlem’deki yeni yazılardan e-posta aracılığıyla haberdar olabilirsiniz, hemen sağ üstteki forma e-posta adresinizi girin. Yeni yazılar posta kutunuza gelsin.





Karakulak Türkiye’de ikinci kez görüntülendi

13 08 2009

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Anıl Soyumert, Alper Ertürk, Yasin İlemin on beş yıl aradan sonra Türkiye’de,  ikinci kez bir karakulak (Caracal caracal) görüntülemeyi başardılar.

Evrim Çalışkanları Bloguna yazdığım kısa haberi şuradan okuyabilirsiniz. Yakında zamanda Anıl’la çalışma hakkında daha ayrıntılı bir konuşma yapmayı planlıyorum. Acaib-i Alem’i izlemeye devam edin.

Şimdilik Anıl, Alper ve Yasin et al’a tebrikler, karakulağa da çok yaşa demekle yetinelim.

karakulak





TÜBİTAK Bilim ve Teknik’in “Evrim Sayısı” İncelemesi: Ekler

3 08 2009

TÜBİTAK Adnan Oktar’ın Aradığı Ara Formu Bulmuş” başlığıyla BiaMag’da yayınlanan “Evrim Dosyası” incelemesinde ileri sürdüğüm görüşlere dair kanıtları aşağıda ilginize sunuyorum.

Yukarıdakilerden hangisi Darwin kapağı değildir?

Yukarıdakilerden hangisi Darwin kapağı değildir?

Scientific American ve Bilim ve Teknik‘in İlgili Dosyalarının Karşılaştırılması

Scientific American’ın Ocak ayında çıkardığı “Evrimin Evrimi” özel sayısı ile Bilim ve Teknik’in Haziran ayında bu sayıyı temel alarak hazırladığı “Evrim Teorisi” sayısını konu başlıkları açısından karşılaştıralım.

Scientific American’ın özel sayısı toplam on makaleden oluşuyor, Bilim ve Teknik’inki ise yedi. Bunlardan dördü Scientific American’dan alınmış. Bilim ve Teknik’in dosya dışı bıraktığı Scientific American makaleleri şöyle:

Zihnin Evrimi: Psikolojinin 4 YanılgısıOldukça tartışmalı bir alan olan evrimsel psikolojiyi eleştiren bir makale.

Spore’un Bilimi – Bilgisayar Oyununun “Evrimi”: İlkel canlıları ele alıp onları evrilte evrilte medeniyet kurdurduğunuz popüler bir bilgisayar oyunu olan Spore’daki “evrim” ile gerçek evrim arasındaki farklar üzerine yazılmış bir makale. Eğlenceli ve öğretici…

Hıçkırık ve Fıtığın Evrimsel Kökeni”: Balık ve kurbağa atalarımızdan zorunlu olarak aldığımız yapıların insanda yol açtığı marazlar.

Okullarda Yaratılışçılığın Son Maskesi”: Açıklamaya gerek var mı?

İnsanlığın Geleceği: Evrim İnsanları Nasıl Değiştirecek?”: Popüler inanışın aksine insanlar evrilmeye devam ediyor. Bedenlerimiz ve beyinlerimiz atalarımızınkiyle aynı değil, peki ya torunlarımız” diye soruyor Scientific American.

İnsan Soyağacı: İnsansı Evriminin Zaman Çizelgesi”: İlk insan fosilinin bulunduğu 180 yıl öncesinden bu yana paleontologlar atalarımıza ait devasa bir kayıt yığını biriktirdiler.” diyor bu kez de Scientific American.

Bilim ve Teknik’in yayınlamayı tercih ettiği Scientific American makalelerinin başlıklarıysa şöyle:

Darwin’in Yaşayan Mirası: 150 Yıl Sonra Evrim Kuramı”,

Atomlardan Özelliklere Çeşitlilik”,

Doğal Seçilimin Genetikle Testi”,

Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak

Aslında açıkça görünüyor ama biz yine de söyleyelim. En “zararsız” ve tepki çekmeyecek konular itinayla seçilmiş. İnsan evrimiyle ilgili üç makaleden biri bile dosyaya konmamış ve ABD gibi ülkemiz açısından da ciddi bir sorun olan evrim karşıtlığı makalesiyle, insan zihni ile ilgili bir makale dosya dışı bırakılmış. Bunların yerini doldurmak üzere seçilen makaleler ise açıkça insana özgü olan “Sanat ve Simgesellik” ile “Dilin Evrimi” konuları. Burada açıkça görünen insan ve doğa dualizmine dikkat çekmek istiyorum. İnsanın dili ve sanatı bir yanda, insanın yararına kullanılabilecek evrim (yani doğa) bir yanda.

Türkiyeli evrim-karşıtlarının doğadaki canlıların doğal seçilimle evrimleşmesiyle, yani küçük değişimler geçirip ortam koşullarına uyarlanmasıyla bir sorunları yoktur.Yeter ki türler başka bir türe dönüşmesin, Adem ile Havva’ya dokunulmasın ve yaşamın evriminin hedefsiz, yönsüz, rastlantısal ilahi müdahaleye gerek duymayan, tümüyle doğal bir süreç olduğu ileri sürülmesin. Bu, “evrimin teknolojisini, faydalarını alalım ama ne anlama geliyor bilmesek daha iyi olur” demek değil midir?

Her bir Makalenin Farklı Çevirmen ve Redaktörlerce Hazırladığına Dair Kanıtlar

Makalekerin farklı çevirmen ya da redaktörlerin elinden çıktığını anlamak için üsluba, çevirideki yetkinlik farkına bakmak yeterli. Bazıları gerçekten oldukça kötü, diğerlerinde ise konunun uzmanı olmamaktan kaynaklanan yine önemli sorunlar dışında pek bir çeviri kusuru yok. Üslup farkıyla birlikte aşağıda görülen sözcük seçimleri farklı çevirmenlerin varlığının kuvvetle muhtemel olduğunu gösteriyor.

Darwin’in Yaşayan Mirası Atomlardan Özelliklere Çeşitlilik Doğal Seçilimin Genetikle Testi Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak
variation varyasyon çeşitlilik

-

varyasyon
frequency

-

sıklık frekans

-

evolve evrilmek evrimleşmek Evrimleşmek, oluşmak Evrimleşmek,
hybrid

-

-

kırma Melez-leştirme,
sequence

-

diziliş, dizilmek, dizilim, dizi Sekans, frekans, dizisi, dizi, diziliş,

“Evolved” yerine “oluşmak”, “sequence” için “frekans” ve “hybrid” için “kırma” demek dışında bunların hepsi doğru kullanım. Ama genelde birini kullananın diğerini kullanmasını beklemediğimiz çok genel geçer sözcükler.

Çevirmen ve Redaktörlerin Konuya Hakim Olmadığını Gösteren Terim ve Kavram Hataları

Bunların çoğu anlamın/anlaşılırlığın bozulduğu ve açıkça konuyu bilen birinin yapmayacağı hatalardan örneklerdir.

Özgün

Yanlış Kullanım

Doğrusu

Darwin’in Yaşayan Mirası

grosbeak iri gagalı kuş Kocabaş
scala naturae doğa cetveli varlık zinciri / varlık merdiveni
“unfit” seçilim değerine sahip olmayan uygun olmayan
fittest en güçlü en uygun
progression ilerleme sürme/devam etme
gradual aşamalı tedrici

Atomlardan Özelliklere Çeşitlilik

variant Değişik özelliklerin çeşit
blending melezleşme harmanlanma
DNA replication DNA kopyalanması DNA eşlenmesi
double helix çifte sarmal ikili sarmal
Three spined sticklebacks Üç omurgalı dikenli balık Üç-dikenli dikenlibalık/ dikenlibalık
pelvic Arka kalça yüzgeci Pelvik yüzgeç
change Değişiklik değişim
Deoxyribonucleic acid Dezoksiribonükleik asit Deoksiribonükleik asit
complete human genomes bütün insan genomlarının tam insan genomlarını
point mutation noktasal mutasyon nokta mutasyon
Doğal Seçilimin Genetikle Testi genetic drift genetik kayma genetik sürüklenme
neutral theory nötralite kuramı nötral kuram
pollination tozaklama, polenleme tozlaşma
hybrid sterility kırma kısırlığı melez uyuşmazlığı/yaşamazlığı
pollinators polenleyen tozlaştırıcı
reproductive isolation üretici izolasyonu üreme yalıtımı
related ilintili akraba
Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak quantitative methods niceleyici yöntemler niceliksel yöntemler
replicate kopyalamak eşlenmek/çoğaltmak
waterfowl tatlı su kuşu sukuşu
life-form yaşam türü, yaşam formu, yaşam cinsi yaşam biçimi
fragment bölüm parça
unculturable kültürü alınmamış kültüre alınamayan
abundance üreme bolluk
host shift konak kaydırma konak değiştirme/atlama

Kötü Çeviriye Dair Kanıtlar

Çevirmenler konuya hakim olmadıklarından terim ve kavramların yaygın ve doğru karşılıklarını kullanmamanın ötesinde hatalı çeviriler de yapmışlar. Bunlara her makaleden örnekler göstermek mümkündür. Aşağıdakiler, yalnızca seçilmiş çarpıcı örneklerdir, sadece bunlardan ibaret sanılmasın. Bilim ve Teknik açısından tüm bu alışılmadık hatalar kabul edilemez derecede feci bir nitelik kaybına işaret ediyor. Bunun derginin geneli içinde geçerli mi yoksa bu dosyaya özgü bir durum mu olduğunun ayrıca soruşturulması gerekir.

Darwin’in Yaşayan Mirası’ndan

O kadar da kötü olmayan şu örneğe bakarak “Beagle’ın ambarındaki kamera” ve “DNA örnekleme cihazlarının” bugünkülere pek benzemediği kanısına varabiliriz!:

Artık Beagle’ın kargo ambarındakilerle hiçbir ilgisi olmayan gelişmiş kameralar, bilgisayarlar, DNA örnekleme araçlarıyla donanmış araştırmacılar, Darwin’in eserinin bugün de geçerli olduğunu kanıtlamaktadırlar.

Şu cümle “What is the origin of the genetic variation on which natural selection operates?” şöyle çevrilmiş: “Doğal seçilimin işler kıldığı genetik varyasyonun kökeni nedir?” aslında şöyle olmalıydı:

Doğal seçilimin üzerinden işlediği genetik çeşitliliğin kökeni nedir?

Neredeyse zıt bir anlam çıkıyor.

And Dağları’nda yapılan bir yürüyüş gezisinde 2000’li rakımlarda keşfettikleri çok eski zamanlardan kalma deniz tortusu, Lyell’in fikirlerinin hayata geçmesine yardımcı oldu.

“Yürüyüş gezisi” nedir bir yana, aslında “deniz çökeli” olması gereken “deniz tortusu” Lyell’in düşüncelerinin hayata geçmesine nasıl yardımcı olabilir?

Hatta 1860’larda Darwin’in kuzeni Francis Galton ve başkaları, modern toplumun, “seçilim değerine sahip olmayan” mensuplarını doğal seçilimden koruduğundan yakınmaya başlamıştı.

Özgün cümlede tırnak içindeki “unfit”, “seçilim değerine sahip olmayan” diye çevrilmiş. “Seçilim Değeri” Evrim Çalışkanlarının evrimsel biyolojideki “fitness” için önerdiği karşılık, kullanılmaya başladığını görmek güzel, ancak yanlış kullanılmış. Burada kavramın geçmişteki yanlış kullanımlarından birine tırnaklar arasında atıf yapılmış. Bu yüzden burada “uygun olmayan” ya da “uyum gücü olmayan” kullanılmalıydı. Tabii bu arada “seçilim değeri” olmamak diye bir şey de olamayacağından tümüyle yanlış oluyor bu çeviri.

Darwin çalışmasında, kalıtımı her dokudan atılıp, kopyalanmak ve sonraki nesillere aktarılmak üzere cinsel organlara seyahat eden farazi ‘küçük tohumcuklar’a dayandıran bir kalıtım mekanizması betimlememişti.” Sadece sağduyu bile bu cümlede bir şeylerin ters gittiğini anlamaya yeterli, tabii ki Darwin bu uzun uzun tanımlanan kalıtım modelini “betimlemişti”. Yapmadığı şey bir kalıtım mekanizması “tanımlamak”tı. Biraz kafa karıştırıcı, kabul ediyorum. Scientific American makalesinin yazarı biraz ortalığı karıştırmış ama özgün ve doğru hali bu…

Atomlardan Özelliklere Çeşitlilik

Bu makale ufak tefek pürüzler dışında genel olarak çeviri açısından da, kavram karşılıkları açısından da çok sorunlu değil. Ancak yılların “ikili sarmal”ı (double helix) çoğunlukla doğru kullanılsa bile bir yerde “çifte sarmal” şeklinde yazılmış.

Öte yandan, 35. sayfada yer alan bir resim altı yazısında “üç omurgalı dikenli balık” ile onun “arka kalça yüzgeçleri” her halde bu dosyada yapılmış en absürd hatadır. “Üç omurgalı” yaratıkları, eğer “yapışık üçüz” diye bir şey yoksa, ancak Harun Yahya’nın hayalini kurduğu geçiş biçimi tasvirlerinde görebiliriz. O yüzden bu gafı art niyetsiz bir harunyahyasallık olarak tanımlayabiliriz.

Yeri gelmişken belirtelim, resim altı ve şekil içi yazıları genellikle asıl metni çevirenden farklı bir çevirmen tarafından yapılmış gibi duruyor. Böylece serpiştirilen New Scientist alıntılarıyla birlikte bir sayfada üç farklı çevirmenden ürünlerle karşılaşma şansına sahip oluyoruz. Bu kargaşa içinde bir resim altı yazısının çevrildikten sonra ikinci bir göze takılmadan yayınlanma olasılığı oluyor demek ki. Yine de bu çeviriyi yapan eğer “google translate” değilse “üç omurga” ve “balık kalçaları”nda bir gariplik olduğunu fark etmemesi yine de enteresan.

Biraz daha açalım: Three spined-stickleback isimli balık Türkçe’ye dikenlibalık ya da dikencebalığı olarak çevriliyor. “Three spined” ise bize bu dikenlibalığın “üç dikeni” olduğunu bildiriyor. “Spine” İngilizce’de dikenin yanı sıra omurga anlamına da geliyor. Ama tabii yeryüzünde bildiğim kadarıyla birden fazla omurgaya sahip bir canlı yok…

Doğal Seçilimin Genetikle Testi

Bu makaledeki resim-altı/şekil-içi yazılarıyla ana metnin çevirisi arasındaki farklar çevirilerin farklı kişilerce yapıldığı izlenimini kuvvetlendiriyor. Türkçesi yaygın olarak genetik sürüklenme olarak kabul edilen “Genetic drift” terimi ana metinde ısrarla “genetik kayma” olarak Türkçeleştirilmişken 41. sayfadaki resim altı yazısında doğru bir şekilde “genetik sürüklenme” olarak kullanılmış. Tersi, yani metinde doğru resim-altında yanlış olsaydı redaktörün/editörün gözünden kaçmış demek daha doğru olurdu.

Bu makalenin çevirmeni terimler konusunda özellikle kötü örneğin yaygın olarak kullanılan tozlaşma (pollination) için “polenlenme” denmiş yanına da parantez içinde “(tozaklanma)” diye açıklama yapılmış. Haliyle tozlaştırıcı da, polenleyen olmuş.

“Darwin’in aksine biyologların çoğu genellikle biyolojik türler kavramını benimserler. Burada kritik nokta, türler arasında yeniden üretici izolasyon olduğudur, yani genetik özellikleri onların birbirlerinden gen alıp vermelerini engeller.” diye çevrilmiş aslında şunun gibi bir şey olmalıydı:

Darwin’den farklı olarak modern biyologların çoğu ‘biyolojik tür’ denilen kavramı benimser. Bu kavramın temel düşüncesi, türlerin birbirinden üreme yalıtımıyla ayrıldığıdır, yani türlerin birbiriyle gen alışverişinde bulunmasını engelleyen kalıtsal özellikleri vardır.

Tabii ki bu şekilde çevirebilmek için “biraz” biyoloji bilmek gerekiyor…

Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak

Bu çeviride ilk dikkati çeken “ispat, elzem, tavsiye” gibi sözcüklerin varlığıdır. Normal de Bilim ve Teknik’te bunların yerine “kanıt, zorunlu/gerekli, öneri” kullanılır. Kelime düşmanlığı/ayrımcılığı yaptığım sanılmasın. Yeri geldikçe ben de bu kelimeleri severek ve isteyerek kullanıyorum. Hepimiz de kullanıyoruz, ancak Bilim ve Teknik’de ortak bir dil tutturulması açısından bu ve bunun gibi kelimeler Türkçe alternatifleriyle değiştirilirdi. Dosya boyunca aynı durumun Türkçe karşılığı olan İngilizce kökenli (spesifik gibi) kelimeler için de geçerli olduğunu belirtelim. Bu durumun editoryal bir zafiyete işaret etmenin ötesinde bir anlamı olduğunu sanmıyorum.

Tozaklamayla burada da karşılaşıyoruz. Birkaç başka terminolojik hata içinde en dikkat çekeni “life-form”un birbiri ardı sıra gelen iki cümleden ilkinde “yaşam türü” diğerinde “yaşam formu” olarak kullanılması. “Yaşam türü” yanlış, diğeri kullanılabilir ancak benim buna önerdiğim karşılık “yaşam biçimi”dir.

Zeki tasarımın ürünü olmadığı düşünülen bazı özellikler aslında faydalı olabilmektedir. Örneğin ateş, ishal ve kusma, mikrobik enfeksiyonların tasfiye edilmesine yardımcı olur ” diye çevrilen bölüm şöyle çevrilse daha anlaşılır olurdu.

Zekice tasarlanmamış gibi görünen bazı özellikler aslında faydalı olabilirler. Örneğin ateş, ishal ve kusma, mikrobik enfeksiyonların tasfiye edilmesine yardımcı olur

Yine de bu makale terminolojik hataları saymazsak çeviri açısından o kadar da sorunlu değilmiş gibi duruyor.

Kanıtlar bölümünün sonu.





TÜBİTAK Adnan Oktar’ın Aradığı Ara Formu Bulmuş

31 07 2009

kilcik

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart sayısının sansürlenmesiyle başlayan süreci hepimiz yakından izledik. Haziran ayında Bilim ve Teknik evrim kuramıyla ilgili bir dosya hazırlayıp bunu kapak yapınca genel bir memnuniyet havası oluştu. Ancak bu sayının genel ve ayrıntılı bir değerlendirmesi bildiğim kadarıyla henüz yapılmadı. Biraz gecikmiş olsam da bu vakte kadar yapılmadığından bu ayrıntılı incelemeyi yapma sorumluluğundan kaçınamadım.

Devamı için BiaMag

İncelemenin İkinci bölümü için tıklayın





Açık Radyo’da Darwin Yılı ve Türkiye üzerine konuştuk

10 07 2009

Geçtiğimiz çarşamba (8 Temmuz) Açık Radyo‘da İlksen Mavituna’nın hazırlayıp sunduğu Yaşamın Tüm Çeşitliliği programında Bianet Bağımsız İletişim Ağı için hazırladığım “Hassas” Bir Konu: Darwin yazı dizisi üzerine konuştuk. İzlemek isteyenlerce için Yaşamın Tüm Çeşitliliği programı her Çarşamba akşamı 19:30′da yayınlanıyor.

Programın tamamını buradan dinleyebilirsiniz.

Ses kaydı için Açık Radyo’ya, bunu bloğa nasıl koyacağım şimdi “know how”ı için Hakan, Onur ve Arpat’a teşekkürler.





Soay Koyunları ve İklim Değişimi

7 07 2009

Dr. Arpat Özgül’ünScience’ta yayınlanan araştırma sonuçları büyük ilgi topladı. Dr. Özgül ve çalışma arkadaşları bu çalışmayla ilk kez ekolojik ve evrimsel süreçlerin karmaşık etkilerinin bileşenlerine ayrıştırılarak incelendiğini bildiriyorlar.

İskoçya açıklarındaki St. Kilda takımadalarından biri olan Hirta Adası’nda yaşayan yabanileşmiş bir evcil koyun soyu olan Soay koyununun boyutlarının son 24 yılda yüzde beş oranın da küçüldüğü önceden yapılan araştırmalarla fark edilmiş ancak nedenleri anlaşılamamıştı.

blackwhite

Bu koyunlarda büyük boya sahip olmanin evrimsel açıdan avantajlı oldugu gosterilmis. Daha büyük bireylerin hayatta kalma ve çoğalma ihtimali daha fazladır, beden büyüklüğü de kalıtsal bir özellik olduğundan koyunların boyutların nesilden nesile artması beklenir. Peki Hirta Adası’nın Soay koyunları neden büyümek yerine küçülüyorlardı? Özgül’ün çalışması Soay koyunlarının boyutlarındaki küçülmenin nedeninin küresel iklim değişimi olduğunu gösteriyor.

Küresel ısınma sonucu eskiye göre daha ılıman geçmeye başlayan kış ayları hayat şartlarını kolaylaştırmış. Besin değeri yüksek otlar daha uzun süre toprakta kalırken, bir çok koyunun ölümüne sebep olan aşırı kış soğukları da azalmış. Kış aylarının daha sert geçtiği geçmiş yıllarda yeni doğan bir kuzunun hayatının ilk kışını atlatabilmesi için özellikle doğumdan sonraki 4-5 ay içinde hızlı bir şekilde büyümesi gerekiyormuş.

Kuzuların büyümesini yavaşlatan bir başka unsur da adadaki koyun sayısının artarak taşıma kapasitesine ulaşmış olması. Hayatta kalma koşullarının iyileşmesiyle artan birey sayısı adada koyun başına düşen ot miktarının azalmasına, kuzuların daha yavaş büyümesine yol açmış.

Bu iki unsur, yani küçük koyunların yaşam şansının artması ve ot kıtlığı nedeniyle kuzuların yavaş gelişmesi, koyun boyutundaki küçülmenin çevresel nedenlerini oluşturuyor. Hayatta kalma olasılıkları artan yavaş büyüyen kuzular ileriki yıllarda küçük erişikinlere dönüşüyorlar. Araştırma ekibi bir yavru kuzunun ağırlığını belirleyen önemli etkenlerden birinin de anne koyunun yaşı olduğunu bulmuş. Genç anneler henüz erişkin boya ulaşamadıklarından ortalamadan daha ufak kuzular doğuruyor.

küpe

Bu sonuçlara ulaşmanın kolay olmadığını söyleyen Dr. Arpat Özgül, Soay koyunlarının üzerlerinde uzun-süreli ekolojik araştırma yapılan ender memelilerden olduğunu belirtiyor. Bu son çalışma da Hirta adasında yaşayan yüzlerce bireyden 24 yıl boyunca toplanan veriler kullanılmış. Adada ki her koyun yılda en az bir kez yakalanıp, boyu ve kilosu ölçülmüş, gen örnekleri alınmış. Bu demografik veriler sayesine her bireyin hayatındaki önemli kilometre taşları (doğum tarihi, ilk kez kaç yaşında yavruladığı, her yıl kaç kuzu yavruladığı, hangi yıl öldüğü) belgelenmiş. Gözlemlenen değişimi, evrimsel ve ekolojik bileşenlerine ayırmak için detaylı bir matematiksel analiz yöntemi geliştirilmiş.

Arpat Özgül ve çalışma arkadaşlarının bu araştırması bir kaç yıllık zaman dilimi içinde evrimsel ve ekolojik süreçlerin nasıl iç içe geçtiğini açık bir şekilde sergiliyor. İnsan veya doğal kaynaklı çevresel değişimin yaban hayatı popülasyonlarını kısa bir süre içinde ve ne derecede etkileyebileceğine dair ilginç bir örnek sunuyor.

Dr. Arpat Özgül’ün de üyesi olduğu Evrim Çalışkanları bloğundan, çalışmanın Science dergisi tarafından yayımlanan Türkçe basın duyurusunun tam metnine ulaşabiliriz. Evrim Çalışkanları Arpat Özgül’le yaptıkları bir söyleşinin de yakında bloglarında yer alacağını duyuruyorlar.

Biyografi: Dr. Arpat Özgül, akademik kariyerine Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde başlar; ancak, kısa sürede Jeolog anne-babasının izine geri döner. Yüksek Lisans çalışmasını Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde Kuzeybatı Türkiye yarasalarının ekolojisi üzerine yaptıktan sonra, doktora çalışmasını Florida Üniversitesi’nde popülasyon ekolojisi üzerine yapar. Şu anda araştırma görevlisi olarak çalıştığı Imperial College London’da ise evrimsel demografi üzerine çalışıyor. Özgül’ün çalıştığı türler arasında Soay koyunu, kızıl geyik, yersincabı, marmot, mirket ve uyuzböceği var.

Bianet’te İklim Değişikliği ve Küçülen Koyunların Sırrı” başlığıyla yayınlamıştır.





“Hassas” Bir Konu: Darwin

1 07 2009

Bu yıl, Charles Darwin’in 200. yaşgünü tüm dünyada Evrim Kuramı etrafında örülmüş etkinliklerle kutlanıyor. Murat Gülsaçan, 20 üniversitenin biyoloji bölümü öğretim üyeleriyle konuştu. Yazı dizisinin ilki “Akademi İçin Darwin Hassas Bir Konu” başlıklıydı. İkinci yazıda Bilim Teknik’in Darwin kapağına sansür tartışması üzerine görüşler; üçüncüsü öğretim üyelerinin biyoloji müfredatı ve Yaratılışçılığın müfredata girmesi üzerine görüşleri, dördüncüsü Adnan Oktar ve yaradılışçılık üzerine değerlendirmeler, beşincisiyse üniversitelerin Darwin Yılı’yla ilgili etkinlikleri üzerineydi.

Yazı dizisinin bu son bölümünde Gülsaçan yaptığı görüşmeler üzerinden genel olarak Türkiye’de üniversitenin Evrim Teorisi’ne yaklaşımını değerlendidiriyor.

Öğretim üyelerinin sorulara verdiği yanıtlar Türkiye akademisini yakından tanıyanlar için şaşırtıcı olmasa da, Türkiye’de evrim karşıtlığı sorununda akademinin durumunu açık seçik göstermesi açısından önemli…

Ancak genel manzarayı iyi bir şekilde tasvir etmek için yanıtlara yansımayan iki önemli noktanın daha üzerinde durmamız gerekiyor.

Bunlardan ilki, soruları yanıtlayan ya da yanıtlamayan öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun “Darwin ve evrim kuramı” sözcüklerini duyar duymaz içine girdikleri ruh durumu. Aldığım yanıtlardan pek azı beni şaşırtsa da bu genel ruh durumunu hissetmekten rahatsızlık duyduğumu belirtmeliyim. Bu çalışma sırasında bana çok şey öğreten bu kaygılı sesleri, uzun duraklamaları, “Nereden çıktı şimdi bu?” ve “Neden ben?” diyen,  zaman zaman öfkeli tavırları anlatabilmem ne kadar mümkün bilmiyorum.

Pek çok öğretim üyesi evrim kuramını “hassas”, “nazik” ya da “telefonda konuşulmayacak” bir konu olarak tanımlarken kuramın derslerde ya da kamuya açık ortamlarda sağlıklı bir şekilde tartışılması nasıl bekleriz? Türkiye’de evrim karşıtlığı sorununa bir çözüm bulmak istiyorsak bu gerilimi düşürmenin yollarını aramamızın zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bu gerilimi biraz olsun yansıtacağını düşündüğüm pek çokları içinden birkaç örnek:

Köklü bir üniversitenin biyoloji bölüm başkanı:

    “Tamam fikri olmak başka ama üniversitede her önümüze gelene, her fikri söyleme yetkimiz yok. Yani bizim bir konuşma yapmadan önce talebiniz olur, iletirsiniz yazılı veya sözlü, yetki verirlerse biz çıkıp demeç veririz. Yoksa onun dışında herkes çıkıp burada demeç veremiyor üniversitede. Veren de kendi sorumluluğuna katlanır ona bir şey diyemem.”

Bir başka köklü üniversitenin biyoloji bölüm başkanı:

    “Hayır efendim. İstanbul’dan haber kanalıyla Darwin hakkındaki görüşlerimi siz ne yapacaksınız? Niye soruyorsunuz yani niye merak ediyorsunuz? … Haber mi yapacaksınız? …Haber değeri var mı bunun?”

Bir başka önemli üniversitemizin biyoloji bölüm başkanı:

    “Valla bu konuda hiç bir görüşüm yok. Yani kusura bakmayın (Gülerek)… …Biyoloji profesörüyüm ama Darwin konusunda çok ters anlatımlar oluyor. Herkes kafasına göre bir şeyler söylüyor. Kafalarına göre açıklama yapıyorlar. Ben o tip şeylere girmek istemiyorum.”

Bir biyoloji bölüm başkanı tarafından yönlendirildiğim köklü bir üniversitemizin evrim dersleri veren öğretim üyesi:

    “Çok hassas bir konu biliyor musunuz, yanlış bir şey söylemek istemiyorum… Korku imparatorluğu oldu, kimse sesini çıkarıp bir şey diyemiyor. …Bazı şeylere insanlar çekiniyorlar, ben de bunlardan biriyim. Her şeyi açıkça söyleyemiyorsunuz. İnsanların başına neler geldiğini az çok görüyorsunuz.”

Bu durumun münferit ya da tesadüfi olduğunu düşünmüyorum. Belirli bir görüşten insanlara özgü bir durumda değil. Bu ruh halinin tüm akademiye yayılmış olduğunu söyleyebilirim. Bu korku ve çekincelerinde ne kadar haklıdırlar, ayrı bir tartışmanın konusu.

Üzerinde durulması gereken bir diğer motif de uzmana yönlendirme: Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Demirsoy birkaç kez sorularımızı cevaplayabilecek uzman olarak adres gösterildi. Eğer bölümlerde konuyla ilgili biri varsa doğrudan onlara yönlendirildim. “Bizim bölümde bu konuyla ilgili kimse yok” yanıtını da almadım değil.

Örneğin:

    “Ben bu konuda size çok ciddi bir adres verebilir miyim? Hoca’nın (Ali Demirsoy) hiçbir çekincesi yok. Her yerde her şeyi aşmış. Kimseye minneti olmayan. Bizler (kendisi doçent) akademik hayatın başında olan insanlarız.”

ya da

    “Şimdi ben evrim uzmanı değilim, biyolog olabilirim ancak kendi konumla ilgili çalışıyorum. Evrimle ilgili çalışan arkadaşlarımız var, hocalarımız var değişik üniversitelerde daha uzman kişiler, onlarla bu konuları görüşmek daha sağlıklı sonuçlar doğurabilir.”

Gazete köşelerinde evrim kuramı hakkında ahkam kesen köşecileri düşününce “Bu konuda uzman değilim” diyen biyoloji profesörlerinin durumu daha da ironik bir hale geliyor.

Bu durumu evrim konusunda uzun zamandır etkin olan iki akademisyene de sordum, Ali Demirsoy’a ulaşamadık.

ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence: Bir kere evrim kuramı biyolojinin temeli, benim uzmanlık alanım değil demek bence olacak şey değil. Bir insan kendi disiplinin temeli olan bir kurama benim uzmanlık alanım değil derse, o zaman ne denilebilir? MEB izlediği eğitim programları ile Amerika’da Hıristiyan köktendincilerinden ithal edilmiş olan yaratılışçılığa destek veriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nda bakan değişimiyle bu yanlış politikadan dönülmesini dilerim. Araştırma projeleri olabilir.O nedenle de Darwin konusunda konuşurlarsa sonuçta zarar göreceklerini düşünüyor olabilirler.

TÜBİTAK’ın desteklemediği projeler desteklenseydi şu anda uluslar arası alanda çok daha iyi bir konumda olurduk. Bir bilim insanı’nın birincil görevinin her koşulda gördüğü yanlışlıkları eleştirerek, doğru bildiği yolu göstermek olmalıdır. İktidarlar bu eleştirilere göre ülkeyi yönetmek durumundadırlar. Demokrasilerde bu böyledir. Oysa ülkemizde eleştirenler hiç kabul görmüyorlar. Ben en çok şunun için üzülüyorum. Deneyim ve birikimlerden yararlanılacağına, bunlar bir kenara itiliyor. Dünya’da evrim konusunda her yıl binlerce araştırma ve yayın yapılıyor. Türkiye bu konuda araştırma ve yayın yapan ülkelerin çok gerisinde. Oysa evrim kuramı geliştirdiği teknolojilerle günlük yaşamımıza girmiş durumda. Hem bilimi reddedip hem de onun nimetlerinden yararlanabilmek uzun vadede sürdürülebilir değildir.

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy: 12 Eylül darbesi büyük sekte vurdu üniversitelere her şeyden önce, üniversitelerin içi son derece boşaldı. Şimdi bir akademisyenin yaptığı meslekle ilişkisinin para kazanmak veya pozisyon elde etmekten çok çok öte de bir yerde duruyor olması lazım. Dolayısıyla üniversite maalesef Türkiye’de anlamını içerik olarak yitirmiş durumda. Üniversiteyi, üniversite yapan özgür düşüncenin, bilimsel olarak bakabilmenin bütün sütunları sanki yıkılmış gibi gözüküyor. Bir de tabii ki bu evrim konusu çok nazik bir konu olarak kabul ediliyor: Dini inançlar meselesinden bahsediyorum. Aslında durum böyle değil: evrim karşıtları bu noktaya çekmek isteseler de durum böyle değil. Dolayısıyla bilim insanlarının, bilimin pozisyonunu başkalarına aktarmak özellikle popüler olarak aktarmak kaygısının öncelikli olması lazım. Ara kadroların, eğitim bilimcilerin, evrimsel biyologların evrimin ne olduğunu, bilinçlendirerek aktarması lazım insanlara. Tabii öğretim üyelerinin bu ataleti bence Türkiye’deki üniversite içeriğinin ataletiyle çakışıyor zaten. Dolayısıyla TÜBİTAK’ta kapak değiştirilir, Adnan Oktar kitap basar ancak en vahim şey. Bence onlardan çok daha vahim olan şey üniversitenin maalesef bu tür bilim düşmanlığına karşı sağlam, olması gereken bir duruşu sergilemek yerine sessiz kalması.

Bianet Bağlantısı





Üniversitelerde Darwin Yılı Nasıl Karşılandı

28 06 2009

Darwin yılında Türkiye’de tahminlerimin ötesinde pek çok etkinlik yapıldı ve planlanmış pek çok başka etkinlik var. Sivil toplum örgütleri ve bilim insanlarınca oluşturulan Darwin Yılı Oluşumu bu etkinliklerin düzenlenmesine ön ayak oluyor. Ancak web sitelerinden de anlaşılacağı gibi bu etkinliklerin duyurulmasında, basının ilgisine rağmen, bir zafiyet yaşandığı aşikar. Şimdiye kadar yapılmış etkinlikler hakkında en kapsamlı listeye Evrim Çalışkanları‘nın blogundan ulaşabilirsiniz. TÜBA’nın web sitesinde de bu konuda bir duyuru var.

Görüşlerini aldığımız üniversitelerde Tabipler Odası, Eğitim-Sen ve öğrenci kulüplerinin talebi ya da desteğiyle de etkinlikler düzenlenmiş, Çukurova ve Ege Üniversitesi örneklerinin de gösterdiği gibi tıp fakülteleri de Darwin Yılı kutlamalarında faaliyet gösteriyorlar. Yine üniversite üniversite gezip konferans ve söyleşilere katılan öğretim üyelerinin varlığına işaret etmeli. British Council’ün Türkiye’yi dolaşan Darwin Now sergisine de bu etkinlikler kapsamında değinmeliyiz.

Yine de bu yıl içinde etkinlik planlamayan biyoloji bölümleri de yok değil.

Öğretim üyelerine şöyle sorduk: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de çeşitli etkinlikler yapılıyor. Sizin üniversitenizde yapılan ya da planlanan her hangi bir etkinlik var mı?

Devamı için Bianet





Biyoloji Öğretim Üyeleri Adnan Oktar ve Yaratılışçılığı Değerlendiriyor

22 06 2009

Türkiye medyasının evrim kuramıyla ilişkili haberlerinde en çok atıfta bulunduğu isimlerden biri olan Adnan Oktar, muhafazakar basının evrim kuramı deyince görüşüne başvurduğu ilk isim. AKP iktidarıyla birlikte etkinliği büyük ölçüde artan Oktar, kitap ve sergileriyle pek çok okul ve üniversiteye girmeyi başardı.

Türkiye ve yurtdışında pek çok üniversiteye bedelsiz gönderdiği Yaratılış Atlası’yla adı yaygınlaşan Oktar’ın kitaplarının bazı Avrupa ülkelerinde okullara girmesi yasak. Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi’nin hazırladığı “Eğitimde Yaradılışçılığın Tehlikeleri” adlı raporda Oktar’ın faaliyetlerine geniş yer verildi. Richard Dawkins’in web sitesindeki Yaratılış Atlası eleştirisine yapılan yorumların kendisine yönelik hakaret içerdiği ileri süren Oktar, Dawkins’in sitesine Türkiye’den erişimi engelletti.

Öğretim üyelerinin Adnan Oktar ve Yaratılış Atlası konusundaki düşüncelerinin az çok benzerlik gösterdiği söylenebilir. Tümü Yaratılış Atlası’nı bir şekilde görmüş ve fazla ciddiye almamış. Oktar hakkında en çok merak edilense, böylesi pahalı kitapları bastırıp dağıtacak kaynaklara nasıl ulaştığı.

Şöyle sorduk: Adnan Oktar, Yaratılış Atlası adlı bir kitap bastırıp Türkiye ve dünyada pek çok üniversiteye gönderdi. Bu, dünyada büyük yankı yaptı. Sizin üniversitenize Yaratılış Atlası geldi mi? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Devamı için BİANET